Ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2011 Perşembe

BANA ŞANS DİLEYİN !

Son üç hafta, iki, bir derken nihayet sınav gününe ulaştım. 

Cumartesi günü kurs bitirme sınavına girmek için, Ankara'ya gidiyorum.

İnşallah hayırlısıyla bu sınavı da başarıyla atlatıp, mesleğimi yapmaya hak kazanacağımı umut ediyorum.

Dualarınızı bekliyorum.

Gelecek hafta üzerimdeki yükten kurtulmuş, hafiflemiş ve yeni tasarımları hayata geçirmeye hazır halde buluşmak umuduyla.

Sevgiyle kalın....

17 Ocak 2011 Pazartesi

EMEKSİZ YEMEK OLMAZ

Geçen sene bu zamanlar girdiğim sınavı kazandığımı ve devamında Ankara'da üç aylık bir kursa katılmam gerektiğini öğrenmiştim. Neredeyse bütün yıl bu kursla ilgili kaygılarımla geçti. Kayseri'de yaşayan evli, biri sekiz diğeri üç yaşında iki çocuk annesi bir kadın olarak benim için her şey çok zordu.

Uzun süren araştırmaların, fikir alışverişlerinin sonunda bu mesleğe sahip olmak için bu zahmetlere değeceğine karar verdik.

Blogumu takip edenler hatırlıyordur, Eylül ayında bir süreliğine Ankara'ya taşınmıştım. Her hafta Ankara'ya gidip gelmektense, üç ay Ankara'da yaşamayı düşünmüştük. Ancak oğluşumun okulu açılıp mecburen Kayseri'ye dönünce onun hasretine dayanamayıp sadece bir ay Ankara'da kalıp, biz de dönmüştük.

Araya giren bayram ve yılbaşı tatilleri sebebiyle uzayan kursum bu hafta sonu nihayet sona erdi.

Şükürler olsun, kazasız belasız, ufak tefek aksaklıklar dışında ciddi bir sorun yaşamadan kursumu tamamlamayı başardım.

Üç hafta sonra son bir sınava daha girip, başarılı olabilirsem nihayet mesleğimi yapmaya hak kazanmış olacağım.

Bunca yıllık yaşantımda öğrendiğim bir şey var ki emek vermeden kazanılan hiç bir şey keyif vermiyor insana.
Ben bu iş için çok emek verdim, çok fedakarlıklarda bulundum, çok yoruldum, çok para harcadım. Umarım bu son sınavı da geçip, çalışmaya başlar, emeklerimin karşılığını alırım.

Öncelikle bana bu mesleği nasip eden, bütün bu süreçte beni koruyan, kollayan, her türlü kazadan, beladan esirgeyen, Yüce Rabbim'e şükürler olsun dedikten sonra buradan bütün bu süreçte beni yalnız bırakmayan,  emek veren, yorulan, fedakarlık yapan bir kaç kişiye de teşekkür etmek istiyorum.

Benimle birlikte yollarda, otobüslerde, soğukta, yağmurda, karda perişan olan, desteğini eksik etmeyen, beni asla yalnız bırakmayan, bana hep inanan ve güvenen, sevgisiyle hayatımı sarmalayan can yoldaşım, hayatımın ışığı, biricik sevgilime, canım eşime,

ömrüm boyunca yaptığım her şeyde olduğu gibi bu süreçte de arkamda duran, bana inanan, maddi manevi desteklerini esirgemeyen, evlatlarımın sorumluluğunu yüklenen, bana yardımcı olmak için çok yorulan, iki çocuk annesi evli bir kadın olsam da anne ve babamın biricik kızları olduğumu bana devamlı hissettiren, sevgilerini, ilgilerini, emeklerini eksik etmeyen hayatımın pusulası canım anneme ve canım babama,

her hafta sonu anneannesi ve büyükbabasına emanet ettiğim, anne ve babalarından uzakta kalmakla gayet güzel başa çıkan canım kızım Ecesu'ya ve bu süreçte derslerini aksatmayıp, kardeşine de abilik yaptığı için kardeşinden daha çok oğluşum Efe'ye,

ve son olarak iki haftasonu beni evlerinde misafir eden, bana yardımcı olmak için ellerinden geleni yapan canım arkadaşım Hayriş'im ve sevgili eşi Halil'e,

çok çok çok teşekkürler ediyorum.

Bugünden itibaren üç hafta tam zamanlı ders çalışıyor olacağım. Son sınavımı da başarıyla geçip, bana yardım eden, benim için emek veren, bana destek veren herkese böylece teşekkür etmeyi umut ediyorum.

Herkese güzel bir hafta diliyorum.

22 Aralık 2010 Çarşamba

FENERBAHÇE SEVDASI UĞRUNA

Bu hafta sonu Ankara ziyaretimi eşimle birlikte yaptık. Gecenin bir vakti düştük yollara, sağ salim Ankara'ya ulaştık. 


Bu sefer yine ODTÜ'de konakladık. Kampüste olmak o kadar iyi geliyor ki insana. Her yer kıpır kıpır.


Kampüsün enerjisinden kopmayalım istedik, yemeğimizi orada yemeye karar verdik. 

Gençlerin üzerindeki giysilere dikkat !
ODTÜFEB , Odtülü Fenerbahçeliler !


Cumartesi gecesi Fenerbahçe'nin  maçı olduğu için digitürk yayını olan bir restoran seçtik. Pek çok Fenerbahçeliyle birlikte tezahüratlar eşliğinde güle oynaya yedik yemeğimizi. Bir futbol maçını ilk defa baştan sona izledim  sanırım. Ortamın heyecanına öyle bir kapılmışım ki , golle birlikte çığlıklar atıp, eşime sarılırken buldum kendimi. 

Maçtan sonra Ankara'nın ayazına rağmen romantik bir yürüyüş yaptık. Sadece bir günlük de olsa kendimizi üniversiteli iki aşık gibi hissetmek güzeldi.


Bu kadar keyifli bir akşamın gecesi maalesef eşimin karın ağrısıyla bölündü. Sanırım kendi kendimize nazar değdirdik. 

Karın ağrısını takip eden bulantıyla bütün geceyi banyoda geçirdi. Galiba maç seyrederken yediği kebap dokunmuştu.

Ertesi sabah daha da kötüleşince medikoya gitti. Gıda zehirlenmesi teşhisiyle ambulansla en yakın hastaneye sevkedildi. Bütün günü hastanede geçirdi. Serumlar, iğneler derken öğleden sonra bir parça düzeldi de evimize dönebildik. 

Mediko ambulans deyince eski bir anı canlandı gözümde. Bir gece Fatoş'um rahatsızlanmıştı da yurda ambulans çağırmıştık. Fatoş'un yanında ambulansa binmiştim o gün, hayatımda ilk kez. Sen de hatırladın mı Fatoş'um?  Ne günlerdi....

Dönüşte eve gelmeden hastanenin acilindeydik yine. Kan tahlili, iğne, ilaç derken gece yarısı döndük evimize. İki günlük ev istirahatinden ve ilaçlardan sonra bugün biraz daha iyi kocacığım. 

Böylece bir haftayı daha geri bıraktık. Darısı kalan haftalara....

15 Aralık 2010 Çarşamba

ANKARA KARLAR ALTINDA

Bu haftasonu herzaman olduğu gibi yine Ankara'daydım dostlar. Ben yola çıkarken Kayseri'de hafif bir rüzgar vardı. Ankara'ya yaklaştıkça rüzgarın şiddeti arttı ve yolun yarısını kar yağışı altında tamamladık.

Bu hafta tek başıma yolculuk ettim. İki hafta önce canım arkadaşım Hayriş'im de misafir olduktan sonra bu hafta ikinci kez arkadaşımın misafiri oldum.

Geçen sefer fotoğraf çekemediğim için yazmayı ertelemiştim. Bu sefer fotoğraf makinemi de yanıma alarak pek çok fotoğraf çektim.


Hayriş'im benim en eski, en can arkadaşımdır, ta ilkokul birinci sınıfa uzanır arkadaşlığımız.Oğluşunun doğumu için bir kapı çelengi yapmış ve sizlerle 'Hoşgeldin Bebek' başlıklı yazımda paylaşmıştım.

İşte yakışıklı oğlumuz İhsan  

Akşam yemeği için hiç bilmeden benim Ankara'daki favori mekanlarımdan olan Tadım Pizza'yı seçmişlerdi.


Ümitköy'deki Tadım Pizza'nın kış bahçesinde harika bir atmosfer, yan flüte eşlik eden gitar eşliğinde enfes bir müzik ziyafeti ve lapa lapa yağan karın muhteşem manzarasıyla harika bir akşam yemeği yedik.



Dönüşte Hayriş'imin sevgili eşi Halil kendi elleriyle bize enfes birer kahve hazırladı.

Anılardan, arkadaşlar derken epey geç saatlere kadar sohbet ettik.

Ertesi sabah pazar olmasına rağmen canım arkadaşlarım sabahın sekizinde benim için uyandılar. Birlikte yaptığımız kahvaltının ardında Halil beni tekrar kursa bıraktı.

Herşeyin için çok teşekkür ediyorum Köfteroğlu Ailesi. Sizlerle olmak, mutluluğunuzu görmek benim için çok büyük bir keyifti. En kısa zamanda bu sefer Kayseri'de buluşmayı ve önümüzdeki yıllarda da hep beraber San Fransisco gezimizi gerçekleştirebilmeyi umut ediyorum.

Tekrar çok teşekkür ediyorum.

Bu güzel ve keyifli haftasonuna rağmen dönüş yolculuğu çok zor ve sıkıcıydı.

Neyseki bu hafta kurs erken bitmiş ve ben 13.30 otobüsüne yetişmiştim ancak, beş saatlik yolculuğu kar yağışı sebebiyle yaklaşık sekiz saatte tamamlayabildik.

Böylece bir haftayı daha tamamlamış oldum.

Darısı diğer haftalara.... 

2 Aralık 2010 Perşembe

GÖNÜL KOYDUM,HABERİNİZ OLSUN!

Sizlerle paylaştığım son yazımın üzerinden neredeyse bir hafta geçmiş. O yazıda çok hasta olduğumdan bahsetmiştim size. Buna rağmen bir tek asoshum dışında bir Allah'ın kulu geçmiş olsun demedi,  bir haftadır sesin çıkmıyor, nasılsın diye soran olmadı.

Zaten çok fazla yorum almadığım için, kendim yazıp kendim mi okuyorum acaba diye düşünüyorum sık sık. Bu son bir hafta bu düşüncelerimi doğrulamış oldu.

Canınız sağ olsun, siz okumasanız da, takmasanız da, merak etmeseniz de ben yazmaya devam edeceğim. Paylaşmasam da en azından kendi adıma, çocuklarım adına biriktirmek için.

Merak eden olmasa da ben anlatayım, hafta sonuna kadar ıhlamur, kuşburnu, limon, portakal ve de antibiyotik takviyesiyle bir parça iyileşip cuma gecesi Ankara'ya yola çıktım. Bütün gece uyumadan cumartesi sabah kursa katıldım.

Sağolsun Hayriş'im beni kurs çıkışı alıp evine götürdü. Hayriş'im, eşi Halil, cimcime kızı Zeyno ve şeker oğluşu İhsan'la çok güzel bir akşam geçirdik.

Misafirliğim ve canım arkadaşımla ilgili anlatacaklarımı bir sonraki yazıma erteliyorum.

Dediğim gibi gönül koydum, bugün yazmak gelmiyor içimden.

Bir de fotoğraf sorunumuz var tabi. Daha önce bahsetmiştim, kızım fotoğraf makinemizi duvara ataraktan kırmıştı. Bu sebeple foto ekleyemiyorum yazılarıma.

Geçen hafta sonunun yorgunluğunu henüz üzerimden atamamışken bu hafta sonu yine Ankara'ya gideceğim. 

Haftaya görüşmek üzere, hoşçakalın...

9 Kasım 2010 Salı

OTOBÜSLE SEYAHAT ETMEK

Hafta sonu yine Ankara'daydım dostlar, hayatımın en yorucu seyahatiydi sanırım. Cuma gecesi otobüsle yola çıkıp hiç dinlenmeden Cumartesi sabahı kursa katıldım. İstanbul'dan gelen eğitimcimizin uçağı sis yüzünden rötar yapınca ders geç başladı, akşam geç bitti. 

Sağ olsun eşim beni bu yorucu yolculukta yalnız bırakmadı. 

Cumartesi gecesi eşimle ODTÜ misafirhanesinde kaldık. ODTÜ'de bir gece geçirmek, hem de eşimle birlikte çok güzeldi.

Zaman zaman konuşuruz aramızda keşke üniversite yıllarında tanışmış olsaydık, o yılları birlikte yaşasaydık diye. Üniversitede geçirdiğimiz bir gün bizim için çok keyifli oldu. 

Geç saatler kadar çimlerde oturmak, sinemaya veya bir konsere hatta bir partiye gitmek , kampüsün tadını çıkarmak isterdim ama o kadar yorgundum ki, erkenden uyuyakaldım.

Ertesi sabah erken uyandım haliyle. Bir süre camdan sarı, turuncu ve her tondan kahverengiyle boyanmış harika ODTÜ manzarasını izledim. Sonbahar ODTÜ'de daha bir güzel.


Yurtlar bölgesi dolmuş durağı

Kahvaltımı yapıp, kursa koşturdum yeniden. Dolmuşa binmeyeli yıllar olmuştu. Durakta sıra beklerken sanki yıllar öncesine gittim.Gelip geçen öğrencileri, yıllar önceki arkadaşlarıma benzettim.Adını bile unuttuğum insanlar geldi aklıma.

Pazar günü kursu tamamlayıp akşam otobüsle Kayseri'ye döndük.

Öğrencilik yıllarımdan beri şehirler arası otobüsle seyahat yapmamıştım. Ne çok şey değişmiş. Seyahat süreci değil elbette ama otobüs içindeki konfor pek çok uçaktan daha iyiydi. Genelde uluslararası uçuşlarda sunulan, iç hatlarda çok nadir gördüğümüz küçük ekranlar vardı koltuk arkalarında. Yol boyunca bir çok film seyrettim.

Böylece yorucu seyahatimizin sıkıntısı biraz azalmış oldu.



Seyrettiğim filmlerden biri var ki beni hem çok etkiledi hem de çok eğlendirdi. Filmin adı 'August Rush'.  2007 yapımı olmasına rağmen adını hiç duymamıştım. Film boyunca devam eden müzik ziyafetinin yanısıra masalsı bir anlatımı vardı. Ayrıca film boyunca sunulan enfes New York görüntüleri de filmin bonusu. Kadroda Robin Williams gibi dev bir oyuncu ve profesyonel bir şarkıcı Jonathan Rhys Meyers var. Hele bir de çocuk oyuncu var ki, hem çok şeker hem de çok başarılıydı.

Bu filmin Dvd si bulunabilir mi bilemiyorum ama netten rahatça izleyebilirsiniz.

Keyifli seyirler ...

9 Ekim 2010 Cumartesi

KITLIK KAÇ GÜN KIRK GÜN


Çocukluğumdan beri sıkıntılı bir durum söz konusu oldu mu, babam, en endişeli o olsa da, hemen kendini toparlar ve o veciz sözlerinden birini söylerdi. Bu sözlerden en çok kullandığı da,  'kıtlık kaç gün, kırk gün'.

Bu söz ne anlama gelir hiç bir fikrim yoktu, ama babam böyle söylediği zaman bilirdim ki o sıkıntı geçecek.

Üniversite için Ankara'ya geldiğim dönemde daha önce de bahsettiğim gibi hem çok heyecanlanmış hem de müthiş bir huzursuzlukla endişe duymuştum. Babamla her görüşmemizde ben onları ne kadar özlediğimi anlatır, yeni hayatımdaki sıkıntılardan dert yanardım. O da boğazının düğüm düğüm olduğu sesinden belli olmasına rağmen, bütün soğukkanlılığıyla yine aynı sözü tekrarlardı: 'Kıtlık kaç gün, kırk gün!'

Bir, iki, üç derken her seferinde aynı sözü duymaktan sıkılıp, bir gün nedir bu kıtlık lafı, ne alakası var benim durumumla diyerek isyan ettim. İnsanoğlu başına gelen her şeye zamanla alışır, en çok kırk gün sürer her sıkıntı, kırk birinci gün artık hayatının bir parçası olur diye açıkladı babacığım.

Gerçekten de her türlü değişime zamanla ayak uydurur insanoğlu. Ama henüz kırk gün olmadığından belki ben oğluşumdan uzakta yaşamaya alışamadım. Bence bir annenin evladından uzakta kalmaya alışmasına yetecek süre de yoktur zaten.

Ankara'daki bir ayımızı tamamlayıp, Pazar günü evimize, oğlumuza, ailemize, dostlarımıza geri dönüyoruz.

Kursum iki ay daha devam edecek, ancak ben geri kalan bölümünü Kayseri-Ankara arası mekik dokuyarak tamamlamaya karar verdim. 

Oğluma, anneme, babama ve kardeşime daha fazla dayanamayacağımı anladım.

Dostlarımı, can arkadaşlarımı, evimi çok özledim.

Belki bu Ankara'dan size yazdığım son yazı olacak. Kayseri'de görüşmek üzere sağlıcakla kalın...

6 Ekim 2010 Çarşamba

FAKINDA OLALIM !

Öğrenciyken boş vaktimiz oldu mu kendimizi Kızılay'a atardık. Güvenpark'ta dolmuştan iner, Sakarya, Yüksel, İzmir caddesi dolaşır dururduk.

O zamandan beri kim bilir kaç kez daha geldim Ankara'ya ama Kızılay'a hiç uğramamıştım. Trafiği, kalabalığı, park sorunu derken fırsat bulamamıştım.

Ankara'da ilk kez bu kadar uzun kaldığım için bu sefer bir günümü Kızılay'a ayırayım istedim. Arabayı bırakıp, dolmuşla, hatta ODTÜ dolmuşuyla gidelim istedim ama maalesef eşimi ikna edemediğimden arabayla gittik.

Tabii uzun bir süreyi park yeri aramakla geçirdik, nihayet bir yer bulup park ettikten sonra başladık sokak sokak dolaşmaya. Yıllar öncesinin izini sürdüm bütün sokaklarda, köşe başlarında, kafelerde, pastanelerde, mağazalarda ...

Çoğu yer kapanmış, yeni mekanlar, yeni mağazalar açılmıştı. Ben her adımımda başka bir anıyı anımsayarak yürüdüm o kaldırımlarda.

Gezerken yanımda eşim ve kızım da vardı tabi. Gezdirirken kolay olsun diye kızımı pusete oturtmuştuk. Ama tam tersine puset bizim için sorun oldu. Daha önce hiç fark etmemişim, her yer merdivenmiş....

Yolun karşısına geçeceksin üst geçitlere tırmanan dev merdivenler karşında, sokak başları merdiven üstüne merdiven.... İki adımda bir puseti kucaklayıp taşımaktan yorgun düşüp, sonunda kızımızı elinden tutup yürütmeye, puseti de katlayıp elimizde taşımaya karar verdik.

Koskoca başkentin göbeğinde en azından merdivenin yanına rampa yapmayı, üst geçitlere asansör koymayı düşünememiş mi, hiç kimse?

Zor da olsa çocuklu aileler bir şekilde çözüm bulabilirler belki, peki engelli insanlar ne olacak? Sokağa çıkamayacaklar mı? 

Araba kullanmaya başladığım ilk yıllarda, arabamı bir eczanenin önüne park etmiştim. O caddede dükkanı olan bir esnaf üşenmeden yanıma kadar gelip, arabanızı bir metre öne alabilir misiniz diye rica etmişti, çok kibar bir şekilde. Neden, diye sorduğumda kaldırımdaki rampayı gösterdi bana, engelli arkadaşlar kullanıyor bu rampayı, bu şekilde kullanamazlar dedi. 

O güne kadar hiç bir yerdeki hiç bir rampayı fark etmemiştim ben, ve bu uyarıyla çok utanmıştım, hemen arabamı daha ileri çekmiştim.

O günden beri her gittiğim yerde dikkat ederim engellilerin kullanımı için düşünülmüş herşeye. 

Lütfen siz de dikkat edin, fark edin, fark ettirin.

13 Eylül 2010 Pazartesi

YILLAR SONRA YENİDEN ANKARA


Yıllar önce üniversiteyi kazanıp ta Ankara'ya geldiğimde müthiş bir heyecan kaplamıştı içimi. Hem çok mutluydum hem çok endişeli. Annem babam beni yurda bırakıp, arabalarına bindikleri an ağlamaya başlamıştım. Derin bir yalnızlık, başedilemez bir hüzün çökmüştü üzerime. Odalara sığamamıştım, dolaşıp durmuştum sokaklarda. Hele ilk gece gözümü kırpmadan sabahı sabah etmiştim. 

Sonraki bir kaç hafta da oldukça zorlayıcı geçmişti. Ama arkadaş edindikçe, işlerimi yoluna koydukça sevdim Ankara'yı. Hatta zamanla bağlandım, kopamaz oldum.


Mezuniyet törenimde diplomamı alıp döneceğim gün arabaya bindiğimde, o ilk gün ailemin beni bıraktığında içime dolan huzursuzluğu duydum içimde, gözyaşlarımı yine tutamadım.



O gün bugün hala özlerim Ankara'yı özellikle de Odtü'yü. 



Size daha önce bahsettiğim gibi üç ay Ankara'da olacağım. Tekrar Ankara'da olmak yine çok heyecanlandırdı beni. Ancak Ankara'ya gelip kiraladığımız eve yerleştiğimiz ilk gün, üniversite yıllarımın ilk günündeki gibi bir huzursuzluk kapladı içimi. Eşim çocuklarım yanımda olmasına rağmen çok yalnız hissettim kendimi. Annemi babamı deli gibi özlediğimi hissettim. Sanki evim çok uzaklarda kalmış da dönemeyecekmişim gibi bir telaş kapladı içimi.


Bu huzursuzlukta bizi karşılayan müdüre hanımın tavrının da payı büyük tabi.

Kaldığımız ev bir beş katlı bir apartmanın giriş katı. Binada hepsi stüdyo tarzı yani 1+1 yirmi iki daire var. Genelde öğrenciler veya bekar insanlar yaşıyormuş. Çocuklu bir ailenin 1+1 dairede yaşaması beklenemez tabi. Biz de geçici bir dönem kalacağımız için tercih ettik.

Telefon görüşmemizde gayet sıcak olan hanımefendi, çocukları görünce yüzünü buruşturdu. Çocuklar problem olurmuş. Neden ? Öğrenciler ders çalışacakmış gürültü olurmuş. Sonra eşyalara zarar verirlerseymiş, falan filan... Merak etmeyin sizin öğrencilerinizden daha sessiz ve zararsız olacaklarına emin olabilirsiniz dedim. 

Her neyse eve yerleştik. Oldukça temiz ve konforlu. Üstelik kurs yerine de oldukça yakın. İlk günlerin huzursuzluğu nispeten azaldı.



Bu hafta oğluşum da geri dönecek malum okul başlıyor. Bakalım nasıl olacak.

Şimdilik Ankara'dan haberler bu kadar. 

Herkese selamlar..... 

12 Eylül 2010 Pazar

HARİKALAR DİYARI


Bilmem ne zamandı bir gazetede Ankara'da bir tema park yapıldığını okumuştum. Kısmet bu güneymiş.Ailecek Sincan'da bulunan bu 'harika' diyarı ziyaret ettik.


Gazete haberinde Paris'teki Eurodisney veya Venedik'teki Gardaland benzeri olarak anlatılıyordu. Gardaland'i görmedim ancak Eurodisney ile bir benzerliği yok. Kendi tarzında eğlenceli bir park olmuş.


Yukarıdaki iki resim arasındaki farkı görebildiniz mi?

Harikalar diyarı devasa bir park. İçinde neler neler yok ki? Kocaman bir göl var, bir nikah salonu, bir düğün sarayı, restoranlar, kafeler, sayısız oyuncak parkları, go-kart, deniz bisikleti, tren, mini golf  ve masal adası.



Biz gezmeye en çok merak ettiğimiz masal adasından başladık. Bütün masal kahramanları için bir köşe oluşturulmuş ve heykelleri yapılmıştı. İçeri girer girmez bizi dev Güliver karşıladı.


Herbirinin yanında durup poz verdi bizim afacanlar, biz de bol bol fotoğraf çektik.


Sadece yabancı masallar ve kahramanlara değil Türk kahramanlara da yer verilmişti.





Bütün heykeller oldukça emek verilmişti ancak şimdiden çoğunun kolu bacağı yada yukarı gördüğünüz gibi kuyruğu kopmuştu. Bakımsızlık mı, yoksa ziyaretçilerin dikkatsizliğimi bilemiyorum.


En kısa Dalton size de tanıdık geldi mi?



Cadı kızım külkedisinin balkabağı arabasında.









Kızıma zorla poz verdirdim sanmayın, bütün pozları kendi verdi ancak fotoğraf makinesine bakıp gülmeye bir türlü ikna edemedik hanımefendiyi.


Çalışanları hepsi oldukça yardımsever ve güler yüzlüydüler. Oğlumu park içinde güvenliği sağlayan görevlilerin kullandığı araçta görüyorsunuz.

Masal Adası turundan sonra göl kıyısındaki bir çay bahçesinde pofuduk minderler oturup çayımızı içtik. Kızımızın ısrarıyla park içinde küçük bir tur atan trene bindik ancak şans bu ya tren arıza yaptığı için içinde beş dakika kadar oturup tekrar inmek zorunda kaldık.



Hanımefendinin oturuşa dikkat!

Trenden umudu kesince göl üzerinde deniz bisikletine binmeye karar verdik. Uzunca bir bekleyişin ardından sıramız geldi ve bisiklete yerleştik. Gün batımı eşliğinde romantik ve keyifli bir yolculuk yaptık.


Park çok büyük olduğundan bir yerden diğerine geçmek insanı oldukça yoruyor. Mini golf oynamak ve go-karta binmek isteyen oğluma ikisinden birini seçmesi için son bir şans verdik. Kendisi go-kartı seçti ancak bu seçiminden dolayı pişman oldu. Çünkü go-kart için yaşı yetmiyordu. Maalesef mini golfe dönmek için de çok geçti. Başka bir geziye artık deyip evimize döndük.

Şehir merkezine çok uzak olmasına rağmen çok rağbet görmesi güzel, tabi ki bayramın etkisi var ancak genelde de ziyaretçi sayısı oldukça fazlaymış. Giriş ücreti alınmaması da ayrıca tercih sebebi sanırım.

Sadece parası olan azınlığa değil bütün halka hitap ediyor olması da çok güzel.

Zamanınız varsa ve uzun bir yolculuğu göze alıyorsanız, çocuklarınızla çok eğlenceli bir gün geçirmek için 'Harikalar Diyarı'nı ziyaret edebilirsiniz.


5 Eylül 2010 Pazar

KADİR GECENİZ MÜBAREK OLSUN

Bu benim sizlerle paylaştığım 100. yazım. Kadir Gecesine denk gelmesi ayrıca güzel oldu.

Ramazan ayının koşuşturmacasından, kısa bir seyhatten ve net bağlantımla ilgili problemlerden dolayı bir süredir yeni bir şeyler yazamadım. Aslında pek çok şey birikti ancak sanırım bir süre daha bekleyecekler.

Malum birkaç gün sonra bayram. Bayramla birlikte benim ve ailem için de yeni bir dönem başlıyor. Geçen sene mesleki bir sınava girip kazanmıştım. Bu mesleği yapabilmem için üç aylık bir kursa katılmam gerekiyor. Bu sebeple üç ay Ankara'da olacağım.

Beni tanıyan herkes Ankara sevdamı bilir. Sizlerle de yazılarımda paylaşmıştım. Hayatımın en güzel dört yılını, üniversite yıllarımı yaşadığım şehir Ankara. Bunca yıl sonra bir süreliğine de olsa Ankara'da yaşamak çok heyecan verici. Ancak okulların açılıyor olması sebebiyle oğluşumu annannesi ve büyükbabasına emanet edeceğim. Elbette hafta sonları görüşeceğiz ama yine de aynı şehirde olamayacağımızı bilmek beni çok tedirgin ediyor.

Kalbimin yarısını oğluşumla bırakıp gideceğim Ankara'ya. Hep bir yanım eksik kalacak. Neyseki sayılı gün çabuk geçer.

Anlayacağınız bir süre Ankara'dan bildireceğim sizlere.

Bayramla birlikte bu şehirden ayrılan bir aile daha olacak, sevgili arkadaşım Özge ve ailesi İstanbul'a taşınıyorlar. Bizim gibi geçici bir süreliğine de değil tamamen taşınıyorlar. Böylece müthiş arkadaş grubumuzdan biri daha eksilmiş olacak. 

Özge'ciğim eksikliğini hissetmemem mümkün değil. Seni çoook özleyeceğim. 

Çat kapı ziyaretlerini, kahve keyiflerimizi, şen kahkahalarını, çılgınlıklarını, dünyayı umursamayan neşeni çok özleyeceğim. Kafam bozulduğunda arayıp bana kahve yapar mısın diyemeyeceğim artık sana.

Ama olsun, sen ailenle mutlu ol huzurlu ol da nerede olursan ol. Biliyorum ki gönlün bizimle olacak, bulduğun her fırsatta kaçacaksın yanımıza eminim.

Neyse ki o muhteşem yazlık evini aldın da her sene yazları burada geçirmeye devam edeceksin. 

Allah yolunu açık etsin. İnşallah Yüce Rabbim iyi insanlarla karşılaştırsın seni.

Seni çok seviyoruz.

Bunca aradan sonra ne çok özlemişim yazmayı. 

Herkesin Kadir Gecesi Mübarek Olsun.

Gönlünüz sevgiyle, gözleriniz gülücükle, günleriniz huzurla dolsun.

Dualarınız kabul bulsun.

Şimdiden İyi Bayramlar.

Hep birlikte huzurla, hayırla, sağlıkla, mutlulukla gelecek sene Ramazan'a  ulaşmak dileğiyle.

Herkese selamlar.....

31 Mayıs 2010 Pazartesi

O ŞEHİR

Yıllardır kopamadığım,
vazgeçemeyecek kadar benden olan,
sade bir şehirdir.

Yollarında yürürken,
en az yol kenarındaki bir ağaç kadar tanışık olduğum,
havasını, suyunu, belki gürültüsünü bile sevdiğim bir şehir.

İlk gençliğimi verdim ben bu şehre,
sancılarımı, korkularımı, çocukluğumu verdim.

İsyankar tarafım ilk kez bu şehirde çıktı su yüzüne,
en derinde gizlenmiş zaaflarımı bu şehir buldu.

Ah bu şehir.....

Umutlarım, hayallerim, hırslarım....

Boğucu bir ayrılık sabahında başlayan o uzak soğukluğuyla,
zamanla yörüngesine hapsolduğum bu sıcacık şehir.

İstersen ağlarsın bu şehirde, istersen gülersin,
canın mı sıkılıyor, al dibine kadar sıkıl,
mutlumusun, çal oyna, şehrin de sana eşlik eder.

Çünkü özgürsündür bu şehirde,
yalnız ve özgür.....

Hayatımın en güzel dört yılını yaşadığım ve yıllardır kopamadığım Ankara'ma,
hala kendimi evimde gibi hissettiğim O.D.T.Ü.'ye ithaf edilmiştir.

Başta Özgül'üm ve Fatoş'um olmak üzere O.D.T.Ü.'yü ve Ankara'yı benimle yaşayan herkese selam.