yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2010 Çarşamba

ANKARA KARLAR ALTINDA

Bu haftasonu herzaman olduğu gibi yine Ankara'daydım dostlar. Ben yola çıkarken Kayseri'de hafif bir rüzgar vardı. Ankara'ya yaklaştıkça rüzgarın şiddeti arttı ve yolun yarısını kar yağışı altında tamamladık.

Bu hafta tek başıma yolculuk ettim. İki hafta önce canım arkadaşım Hayriş'im de misafir olduktan sonra bu hafta ikinci kez arkadaşımın misafiri oldum.

Geçen sefer fotoğraf çekemediğim için yazmayı ertelemiştim. Bu sefer fotoğraf makinemi de yanıma alarak pek çok fotoğraf çektim.


Hayriş'im benim en eski, en can arkadaşımdır, ta ilkokul birinci sınıfa uzanır arkadaşlığımız.Oğluşunun doğumu için bir kapı çelengi yapmış ve sizlerle 'Hoşgeldin Bebek' başlıklı yazımda paylaşmıştım.

İşte yakışıklı oğlumuz İhsan  

Akşam yemeği için hiç bilmeden benim Ankara'daki favori mekanlarımdan olan Tadım Pizza'yı seçmişlerdi.


Ümitköy'deki Tadım Pizza'nın kış bahçesinde harika bir atmosfer, yan flüte eşlik eden gitar eşliğinde enfes bir müzik ziyafeti ve lapa lapa yağan karın muhteşem manzarasıyla harika bir akşam yemeği yedik.



Dönüşte Hayriş'imin sevgili eşi Halil kendi elleriyle bize enfes birer kahve hazırladı.

Anılardan, arkadaşlar derken epey geç saatlere kadar sohbet ettik.

Ertesi sabah pazar olmasına rağmen canım arkadaşlarım sabahın sekizinde benim için uyandılar. Birlikte yaptığımız kahvaltının ardında Halil beni tekrar kursa bıraktı.

Herşeyin için çok teşekkür ediyorum Köfteroğlu Ailesi. Sizlerle olmak, mutluluğunuzu görmek benim için çok büyük bir keyifti. En kısa zamanda bu sefer Kayseri'de buluşmayı ve önümüzdeki yıllarda da hep beraber San Fransisco gezimizi gerçekleştirebilmeyi umut ediyorum.

Tekrar çok teşekkür ediyorum.

Bu güzel ve keyifli haftasonuna rağmen dönüş yolculuğu çok zor ve sıkıcıydı.

Neyseki bu hafta kurs erken bitmiş ve ben 13.30 otobüsüne yetişmiştim ancak, beş saatlik yolculuğu kar yağışı sebebiyle yaklaşık sekiz saatte tamamlayabildik.

Böylece bir haftayı daha tamamlamış oldum.

Darısı diğer haftalara.... 

22 Ekim 2010 Cuma

TEMBEL HANIM PİZZASI

Sizi bilmem ama benim için günün en büyük sıkıntısı akşama ne yemek yapacağım. Her gün ayrı bir menü oluşturmak çok zorluyor beni. Hemen hemen her sabah kahvaltı da eşime sorarım bu akşam ne yemek yapayım diye. İsterim ki bir yemek adı belirlesin de ben de sıkıntımdan kurtulayım ama maalesef ya hiç yapılmayacak bir istekte bulunur yada boş ver canım bugün de hazır bir şeyler  yiyelim deyip geçiştiriverir.

Sağolsun kızım bir kaç çeşit dışında her yemeği seviyor, ama oğluşum çok problemli yemek konusunda. Dolayısıyla benim yemek seçmekteki problemim daha da sıkıntılı bir hal alıyor.

Dün de dönüp dolaşıp hiçbir yemek adı bulamadığım bir gündü. Mutfağı tırtıklarken kızım çok sevdiği için evimizden eksik etmediğimiz bazlamalar ilişti gözüme. 


Sandviç, tost tarzı yiyecekler yapan kafelerde, siz de fark etmişsinizdir bazlama pizzaları.

Hamur yoğurmayı beceremeyen benim için ve pizza sever eşim ve çocuklarım için harika bir seçenek oldu bazlama pizza.   

Bazlamaları ikiye bölüp, sosunu sür, kaşarını rendele, istediğin malzemeleri üzerine ser, hepsi toplam beş dakika.

Tam tembel işi anlayacağınız.

Yalnız fırını önceden hem alttan, hem üstten  fanı da açık olarak ısıttım. Tepsiyi fırına atarken hem alttan ısıtmayı hem fanı kapattım, sıcaklığı da 170 dereceye düşürdüm. Malum bazlamalar zaten pişmiş olduğundan amaç üstündeki malzemeyi pişirmek bu arada da bazlamayı kurutmamak.


Bu da sosisli pizza delisi oğlumun mutluluğu.

Benim gibi yapacak yemek bulamayanlara belki bir alternatif olur diyerek sizlerle de paylaşmak istedim.

Afiyet Olsun!

17 Ağustos 2010 Salı

KIRK BİR KERE MAŞALLAH


15 Ağustos sevgili eşimin doğumgünüydü. Her sene olduğu gibi bu sene de arka arkaya birkaç gün sürdü kutlamalarımız. 

Doğum günümüzün bir gün öncesinde, sevgili arkadaşım Gonca bizi iftar yemeğine davet etmişti. 

Bu fırsatla dostlarımızla da bir kutlama yapmak amacıyla doğumgünü pastamızı yapıp gittik, iftar yemeğine.

Çok sade beyaz kremalı, pembe kekli pastamızın üzerini gerçek güllerle süsledim. Bahçemizdeki güllerin zamanı geçmek üzere olduğu için pek iç açıcı bir görüntü elde edemedim ama pastaya romantik bir görüntü vermeyi başardım sanırım.


Güllere gelince aylık bir düğün dergisinde,çok şık bir düğün pastasının üzerinde görmüştüm.Yapılışını bir köşeye yazmıştım, kısmet kocacığımın doğumgünü pastasınaymış. Nasıl yaptın derseniz: Gülleri güzelce yıkayıp yumurta akına ve şekere bulayıp çok düşük ısıda fırında kuruttum.

Tabiki güller sadece görsel amaçlı, lezzete bir katkıları yok. Ancak gülün reçeli yapıldığına göre, sanırım güller de yenebilir. Tadı nasıl derseniz, hiçbir fikrim yok.

Biz bir zamanlar sadece sekiz kişiydik

İşte bu da yaklaşık on yılın sonunda ulaştığımız resim
Sekiz şeker çocuğun katılımıyla toplam on altı kişiyiz artık 

Gonca'cığımın harika yemekleri, bahçenin huzur dolu atmosferi, dostların sıcak muhabbeti ve çoluk çocuk hepberaber yaptığımız doğumgünü kutlamasıyla unutulmayacak bir iftar yemeğiydi.

Molu Ailesi herşey için teşekkürler.

Bunlar da bizim şimdiden camlara tırmanmış cadı kızlarımız
sırasıyla Ecesu-Burcu-Didem
bir tek en küçüğümüz Ceyda mız eksik
O da bir ayaklansın cadı grubuna katılacak

23 Haziran 2010 Çarşamba

HACI BEKİR USULÜ KÖFTE


Biliyorum yüksek kalorili, sağlıksız, zahmetli ve sıradan....

Ama bu, sevgili et sever özellikle de köfte sever eşimin, hayalinde canlandırıp, verdiği tariflerle yaptığım bir çeşit köfteli kebap.

Adının da güzel ama uzun bir hikayesi var belki başka bir zaman anlatırım.

Ayda yılda bir eşimi mutlu etmek için pişirme zahmetine katlandığımdan, hazır pişirmişken sizinle de paylaşayım istedim.

Her zamankinin aksine benim değil eşimin tasarımı....

Belki siz de sadece bir kereliğine de olsa et sever eşlerinize pişirmek istersiniz.

Yapılışına gelince:
  • Önce pide küçük küpler şeklinde kesilip tereyağında kavruluyor
  • Patates rendelenip sıvıyağda tuz, pul biber, karabiber ekleyerek pişene kadar kavruluyor
  • Köfteler küçük toplar halinde yuvarlanıp, sıvı yağda kızartılıyor
  • Tereyağ, salça ve kırmızı biberle sos yapılıyor
  • Sarımsaklı yoğurt hazırlanıyor
  • Bütün bu işlemlerin sonunda tabağa önce pideleri, üzerine patatesi, onun üzerine de köfteleri yerleştirip, salçalı sosu ve yoğurdu hepsinin üzerine döküyoruz.
Bunca uğraşın ardından tabağı eşinize servis ediyorsunuz ve siz çorbanızı alıp masaya oturduğunuzda tabağı sanki  içine yemek konmamış gibi tertemiz buluyorsunuz. Yıkamaya bile gerek yok.

                                                  

19 Mayıs 2010 Çarşamba

MİLFÖY YATAĞINDA TAVUKLU PİLAV

Aslında anlatacağım yemek bildiğiniz pilav üstü tavuk. Biraz özen, bir tutam sevgi, az biraz da hayal gücüyle sevgili anneciğimin ellerinden çıkmış farklı bir tavuklu pilav örneği.

Ben bu yemeği yapmayı da, sunmayı da, yemeyi de çok seviyorum. Şimdiye kadar ikram ettiğim herkes de afiyetle yedi. Buyurun bir de siz göz atın. Kimbilir belki akşama sevdiklerinize pişirmek istersiniz. Ama pişirirken biraz sevgi, biraz aşk katmayı unutmayın.

Şimdi gelelim tarife:
  • Önce tavuk flatolarımızı tuzlu suda iyice pişene kadar haşlıyoruz. Haşlanan tavukları ellerimizle küçük parçalar halinde parçalayıp tavaya alıyoruz. Tavukları tavada sıvıyağla kavuruyoruz. Biraz tereyağ, biraz karabiber ve tuz ekliyoruz.












  • İkinci aşama dolma fıstığı ve bademler. Yağsız tavada önce dolma fıstığını rengi değişene kadar kavuruyoruz. Dolma fıstıklarını bir kaba alıp, bir gece önceden ıslattığımız bademleri  soyup az sıvı yağda kavuruyoruz.
  • Sıra geldi iç pilava. Soğanları mümkün olan en ince şekilde doğrayıp hafif pembeleştiriyoruz. Ben havucun pilava kattığı rengi ve tadı sevdiğim için rendelenmiş havuç ilave ediyorum, dilerseniz siz başka bir malzeme, mesela domates, kullanabilirsiniz yada hiçbir şey eklemeden sade de yapabilirsiniz. Ardından pirincimizi de ekleyip bir süre kavurduktan sonra haşladığımız tavukların suyunu da ekleyip pilavımızı pişiriyoruz.Kuş üzümü veya baharatlar eklemek size kalmış.
  • Pilav demini aldıktan sonra,biraz da soğumasını bekleyip, küçük fırın kaplarına önce dolma fıstığı ve bademleri, sonra tavuğu, sonra da pilavı üst üste koyuyoruz. Fırın kabının en üstünde kalan pilavı kaşıkla düzelttikten sonra bir miföy yaprağını üzerine kapatıyoruz.

  • Milföy yaprağı eklemeden önce hazırladığınız yemeği servisten çok önce hazırlayıp buzdolabında saklayabilirsiniz. Ama milföyün servisten en fazla 45 dk. önce buzluktan çıkıp, hafif yumuşayınca yemeğin üzerine kapatılması gerekiyor. 
  • Fırın kaplarını ısıtılmış fırına atmadan önce milföylerin köşeleri aşağı doğru kıvırıyoruz. Lakin bu milföy pişince yemeğimizin yatağı olacak.
  • Yemeğimiz milföyler pişene kadar fırında kalıyor böylece servise hazır hale geliyor.
  • Fırın kaplarımızı, sıcak olacağını dikkate alarak, bir tabağa ters çeviriyoruz.
Buyurun size 'MİLFÖY YATAĞINDA TAVUKLU PİLAV'



Merak etmeyin anlatıldığı kadar uzun sürmüyor. Bence tadı ve görüntüsü biraz uğraşa değer.

Afiyet Olsun !

3 Mayıs 2010 Pazartesi

KARİDES GÜVEÇ


Yemek tarifi verecek kadar iyi bir aşçı değilim açıkçası. Benim için genelde lezzetten çok sunum önemlidir. Ama ister istemez onbir yıllık evlilik ve iki çocuktan sonra içgüdüsel yemek yapmayı, demek istediğim göz kararıyla, doğaçlamalarla pişirmeyi öğrendim.

Ben kırmızı eti hayatım boyunca ağzıma koymadım, tavuk desen mecbur kalmadıkça yemem ama balık, benim için vazgeçilmezdir. Sadece balık da değil, denizden ne çıksa yerim. O kıymalar, pirzolalar yiyecek değil, parçalanmış birer canlı görünürken gözüme, en böceksi deniz ürünü bile ağzımı sulandırır.

Oğlum da damak lezzetini benden almış olacak ki bayılıyor deniz ürünlerine. Geçenlerde tutturdu canım karides istiyor diye. Evde balık yapmışlığım var ancak karides pişirdiğim olmamıştı. Bir kaç hafta önce arkadaş grubumuzda, marifetli arkadaşlarımın verdikleri karides tariflerine güvenerek karides güveç yapmaya giriştim.

Tavada, ben pilav dahil her yemekte zeytinyağı kullandığım için zeytinyağıyla, önce sarımsakları hafif kavurdum, sonra 'iglo' karidesleri dondurulmuş halde tabi bir su altından geçirip, tavaya ekledim. Sırayla küp doğranmış patates, kırmızı biber, yeşil biber ve domates ekleyip kavurmaya devam ettim.Son olarak çok az domates salçası ve biber salçası ekledim. Baharat olarak da kırmızı toz biber, tuz ve öğütülmemiş karabiber kullandım. Tek kişilik küçük güveç kaplarına kavurduğum karışımı paylaştırdım. Yetişkinler için değil ama çocuklar için küçük birer parça tereyağ ekleyip üzerine rendelenmiş kaşar serptim ve fırına verdim. Sadece peynir eriyene kadar pişirip fırından çıkardım ve üzerine pul biber serperek servis yaptım. İlk deneme için hiç fena değildi. Ev halkı da gayet afiyetle güveçlerini yedi.

Biz çorbamızın ardından ana yemek olarak yemiş olsak da Türk insanı için ana yemek olarak düşünülecek kadar doyurucu bir seçenek değil sanırım. Ama yemek davetlerinde en azından ara sıcak olarak eklenebilecek lezzetli ve farklı bir yemek bence. Deniz ürünü severlere afiyet olsun.