dost etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dost etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2011 Çarşamba

NİHAYET TEKRAR MERHABA

Sizlerle birşeyler paylaşmayalı bu kadar uzun zaman olduğuna inanamıyorum. Koca bir ay boyunca tek satır yazmamışım. Tabi bu sürenin bir kısmında blogum, bütün bloglar gibi 'mahkeme kararıyla engellenmişti'. Ama bunun dışında benim kendi koşturmacamdan dolayı bu kadar uzun bir ara vermiş oldum.

Sonunda yeni evimize taşındık, aylarca süren tereddütler, araştırmalar sonucu bahçeli bir eve taşınmaya karar verdik. Aslında şahsen ben taşınmaya değil de, eski evimden vazgeçmeye karar verdim.

Evime olan bağlılığımı ve ev değiştirmekle ilgili tereddütlerimi daha önce 'Apartman Dairesi mi, Bahçeli Ev mi?' başlıklı yazımda sizinle paylaşmıştım.

Yeni evle, taşınmayla ilgili detayları, evimdeki yeni tasarımları ilerleyen günlerde sizinle paylaşacağım.

Şimdilik tek söyleyeceğim, kaplumbağanın evini sırtında taşıması hesabı, insan da sevdikleri gibi yuvasını da gönlünde taşırmış, ben bunu öğrendim. Gerisi dört duvarmış. On üç yılın ardından yadırgarım sanmıştım ama yeni evimiz, içinde uyandığımız ilk sabah yuvamız oldu.

Mutluyuz anlayacağınız, hele çocukların değmeyin keyiflerine....

Bir de havalar ısınır da, İnşallah biz de dostlarımızı bahçemizde ağırlamaya başlayabilirsek daha da mutlu olacağız.

En kısa zamanda görüşmek üzere....

17 Ağustos 2010 Salı

KIRK BİR KERE MAŞALLAH


15 Ağustos sevgili eşimin doğumgünüydü. Her sene olduğu gibi bu sene de arka arkaya birkaç gün sürdü kutlamalarımız. 

Doğum günümüzün bir gün öncesinde, sevgili arkadaşım Gonca bizi iftar yemeğine davet etmişti. 

Bu fırsatla dostlarımızla da bir kutlama yapmak amacıyla doğumgünü pastamızı yapıp gittik, iftar yemeğine.

Çok sade beyaz kremalı, pembe kekli pastamızın üzerini gerçek güllerle süsledim. Bahçemizdeki güllerin zamanı geçmek üzere olduğu için pek iç açıcı bir görüntü elde edemedim ama pastaya romantik bir görüntü vermeyi başardım sanırım.


Güllere gelince aylık bir düğün dergisinde,çok şık bir düğün pastasının üzerinde görmüştüm.Yapılışını bir köşeye yazmıştım, kısmet kocacığımın doğumgünü pastasınaymış. Nasıl yaptın derseniz: Gülleri güzelce yıkayıp yumurta akına ve şekere bulayıp çok düşük ısıda fırında kuruttum.

Tabiki güller sadece görsel amaçlı, lezzete bir katkıları yok. Ancak gülün reçeli yapıldığına göre, sanırım güller de yenebilir. Tadı nasıl derseniz, hiçbir fikrim yok.

Biz bir zamanlar sadece sekiz kişiydik

İşte bu da yaklaşık on yılın sonunda ulaştığımız resim
Sekiz şeker çocuğun katılımıyla toplam on altı kişiyiz artık 

Gonca'cığımın harika yemekleri, bahçenin huzur dolu atmosferi, dostların sıcak muhabbeti ve çoluk çocuk hepberaber yaptığımız doğumgünü kutlamasıyla unutulmayacak bir iftar yemeğiydi.

Molu Ailesi herşey için teşekkürler.

Bunlar da bizim şimdiden camlara tırmanmış cadı kızlarımız
sırasıyla Ecesu-Burcu-Didem
bir tek en küçüğümüz Ceyda mız eksik
O da bir ayaklansın cadı grubuna katılacak

23 Mayıs 2010 Pazar

YILLAR SONRA KALDIĞIMIZ YERDEN

Dostluk, başka birşeydir. Aileni seçemezsin, çocuklarını, akrabalarını, iş arkadaşlarını, komşularını hatta bazen arkadaşlarını da seçemezsin. Çoğu zaman mecburi bulunduğumuz ortamlarda yine mecburen kendimize çevre ediniriz, ama DOST başkadır.

Kendimiz seçeriz, yıllarla, ayrılıklarla, zorluklarla, farklarla, uyuşmazlıklarla, acılarla deneriz, besleriz. Sonuçta gerçek dostu bulmuşsak, ömür boyu bırakmayız, sonsuza dek dost kalırız.

Şanslıyım ki benim sayısız arkadaşım değil, iki elin parmakları kadar dostum var.

Bu dostlardan biri, can dostum, dert ortağım, sırdaşım, yol arkadaşım, Özgül'üm,  en az onun kadar sevdiğimiz eşi Özkan ve doğduğundan beri henüz görebildiğimiz şeker oğlu Bora, 19 Mayıs tatili vesilesiyle bizim konuğumuzdu.

En son görüşmemizin üzerinden neredeyse dört yıl geçti.O zaman annesinin karnında olan Bora şimdi, üçbuçuk yaşında, o zaman üçbuçuk yaşındaki Efe yedi buçuk yaşında ve henüz ortada fikri bile olmayan Ecesu iki yaşında.



Dost olmanın en büyük göstergesi bu bence; yıllar sonra kaldığımız yerden....

Biz iki aile; dört yetişkin, üç çocuk, herzaman bir aradaymışız, hergün birbirimizi görüyormuşuz gibi, tek bir yadırgama, en ufak bir tereddüt yaşamaksızın sarmaş dolaş olduk. Aynı aileden insanların bile zor yakalayacağı bir uyumla aynı evde çok mutlu üç gün geçirdik.



















Evde misafir yoktu, beraber yemek yapıldı, beraber sofra kuruldu, beraber yendi, beraber ev toplandı.

Biz Özgül'ümle üniversitede dört yıl aynı yurdu, hayatımızın en güzel dört yılını paylaştık. Mezuniyetimizin üzerinden oniki yıl geçti, biz dostluğumuzdan vazgeçmedik. Bir araya gelince böylesine bir uyumda olmamız doğal. Fakat eşlerimizin de bu uyumda olması, çocuklarımızın kardeş gibi birbirlerine kenetlenmesi bizim dostluğumuzun sıcaklığından, şansımızdan, elbet eş seçimimizdeki başarımızdan  ve çocuklarımızı sevgi dolu yetiştirebilmemizden.



Sizi şimdiden özledik Kaygusuz ailesi. Uzun kahvaltı sohbetlerimizi, kahve keyiflerimizi, hep beraber kurduğumuz akşam sofralarını, gecenin geç saatlerine kadar dertleşmelerimizi, çocuklarla boğuşmalarımızı ve daha pek çok şeyi, çoook özleyeceğiz.

Bu sabah fotoğraflara bakarken oğluşum 'anne Boriş'i çok özledim ben' deyip odasına kaçtı, kızım hala odaları dolaşıp 'dedeee' diye bağırarak Özkan Amcasını arıyor.

Sizi seviyoruz, can dostlarımız....

En kısa zamanda görüşmek üzere.

21 Nisan 2010 Çarşamba

HAYATI DİBİNE KADAR YAŞAMAK

Hepimiz birer fidandık önce,
kara toprağın koynunda birer can!
Hepimizin özü de topraktı,
suyumuzu, ekmeğimizi dahası canımızı
topraktan aldık.
Büyüdük zamanla, toprağa kök saldık,
kucak açtık hayata, yanımıza başkalarını kattık.
Sevdik, sevildik, yeni canlara sarıldık.
Özde değil  sözde büyüdük, büyüdük,
ve en acısı;
olduğumuzdan da büyük sandık kendimizi,
toprağımıza sığmadık.
Öyle bir hızlanmıştı ki dünyamız,
daha bugün bile olmadan
yarınlara daldık...
Aldattık, aldandık!
Devamlı kaydı toprak ellerimizden,
Biz boşvermişliğimizle yol aldık.
Zamanla vazgeçtik pek çok şeyden,
en değerli parçalarımızı yol üstünde bıraktık...
Kanadık, parçalandık,
yine de yolumuzdan olmadık.
Sonra bir de baktık,
yol bitmiş, gidilecek bir yer yok,
hatta ardımızda gelinmiş bir yol bile kalmamış!
Ve çaresizce kabullendik hayatın anlamsızlığını.
Koca bir çınara dönüşmüşken artık,
nihayet hayatın önemini anladık.
Ama çok geç, hem de çok geç kaldık...
Nice çınarlar anlamsızca gözümüzün önünde yokolmuşken,
biz güzellikleri koynuna alan, 
ulu, yıkılmaz bir çınar olabilmenin sırrını anlayamadık!
Herşeyin özü sevgiydi,
biz yalnız geldiğimiz dünyadan,
yapayalnız, hiç yaşamamış gibi
ardımızda iz bırakmadan ayrıldık....


Sakın ola koşturarak, düşe kalka yaşarken hayatınızı ıskalamayın, 
hayatınızın anlamını bilerek, bularak,
hayatın dibine vurarak,
sevdiklerinizi sevginize boğarak,
satılmadan, satın almadan,
parayı, mevkiyi, ünü başüstüne koyup alçalmadan,
ayaklarınızın altına alıp yücelerek  
insan gibi yaşayın
herkese iyi ki doğmuş, iyi ki yaşamış dedirtecek şekilde yaşayın
durmayın, oyalanmayın
iliklerinizde hissederek her anı
doya doya yaşayın....

Yaşamak işini becerebilen sevgili dostum Fulya'cığıma ithaf edilmiştir.
Dostum doğumgünün kutlu olsun....