çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2011 Çarşamba

NİHAYET TEKRAR MERHABA

Sizlerle birşeyler paylaşmayalı bu kadar uzun zaman olduğuna inanamıyorum. Koca bir ay boyunca tek satır yazmamışım. Tabi bu sürenin bir kısmında blogum, bütün bloglar gibi 'mahkeme kararıyla engellenmişti'. Ama bunun dışında benim kendi koşturmacamdan dolayı bu kadar uzun bir ara vermiş oldum.

Sonunda yeni evimize taşındık, aylarca süren tereddütler, araştırmalar sonucu bahçeli bir eve taşınmaya karar verdik. Aslında şahsen ben taşınmaya değil de, eski evimden vazgeçmeye karar verdim.

Evime olan bağlılığımı ve ev değiştirmekle ilgili tereddütlerimi daha önce 'Apartman Dairesi mi, Bahçeli Ev mi?' başlıklı yazımda sizinle paylaşmıştım.

Yeni evle, taşınmayla ilgili detayları, evimdeki yeni tasarımları ilerleyen günlerde sizinle paylaşacağım.

Şimdilik tek söyleyeceğim, kaplumbağanın evini sırtında taşıması hesabı, insan da sevdikleri gibi yuvasını da gönlünde taşırmış, ben bunu öğrendim. Gerisi dört duvarmış. On üç yılın ardından yadırgarım sanmıştım ama yeni evimiz, içinde uyandığımız ilk sabah yuvamız oldu.

Mutluyuz anlayacağınız, hele çocukların değmeyin keyiflerine....

Bir de havalar ısınır da, İnşallah biz de dostlarımızı bahçemizde ağırlamaya başlayabilirsek daha da mutlu olacağız.

En kısa zamanda görüşmek üzere....

22 Aralık 2010 Çarşamba

İYİ Kİ VARSIN CANIM KARDEŞİM !


19 Aralık canım kardeşimin doğum günüydü. Malum hafta sonu Ankara'da olduğum için kutlamayı pazartesi gününe erteledik. Sizlerle paylaşmaya da ancak bugün zaman bulabiliyorum.


Daha önce 'Canım Kardeşim' başlıklı yazımda uzun uzun kardeşimden bahsetmiştim size. Benim tek kardeşim var, ama on tane kardeşim de olsa o benim bitanem olurdu, biricik kardeşim...


Dayımız için sabahtan hazırlanmaya başladık. Kim bilir kaç defa hep bir ağızdan söyledik iyi ki doğdun şarkısını. Akşamı zor ettik anlayacağınız.


Hep beraber mumlarımızı üfledik, pastamızı kestik, hediyelerimiz açtık....


Dayımızın köpeği Tarçın da içeriye giremese de camdan bizim ufaklıklara eşlik etti.


Canım kardeşim iyi ki doğdun, iyi ki varsın ...

Güzel eşin Gülşah'cığımla, 
İnşallah sahip olacağın evlatlarınla,
Annenle, babanla,
Benimle,
Çılgın yeğenlerin Efe ve Ecesu'yla,
ve bütün sevdiklerinle,

huzur, mutluluk ve sağlıkla, 
refah içinde, 
daha nice yıllar diliyorum sana...

Hayatın boyunca hep iyiliklerle karşılaşırsın İnşallah !

Seni çoook seviyorum.

Doğum günün kutlu olsun !




23 Kasım 2010 Salı

ADI TATİL AMA...

Ay dostlar sormayın bu ara bir aksiliktir eksik olmuyor başımda. Ne güzel şeyler paylaşıyorum sizlerle derken nazar değdirdim galiba kendi kendime. 

Bayram tatili şöyle uzun, hava böyle güzel derken hiç aklımızda yokken kandırdı bizi arkadaşlarımız. Bu bayram dizimi kırıp evde oturasım, dinlenesim vardı ama kısmette yolculuk varmış.

Biz dört aile, sekiz çocukla düştük yollara. Hava da gerçekten öyle bir güzeldi ki, yaz tatillerindeki sıcak ve  güneş problemi olmadığından bütün zamanı sahilde geçirdik.

Kasım ayında deniz bu kadar mı güzel olur ? Dalga yok, çarşaf gibi, kum ayak yakmıyor, tabi ki su biraz serin ama insan içine girince hemen alışıveriyor. 

Ben havanın güleryüzüne aldanıp kendimi fazlasıyla yaz moduna ayarlamış olacağım ki döneceğimiz günden önceki gece boğazım ağrımaya başladı. Yola çıktığımızda hapşuuularım da başlamıştı. Eve zor attım kendimi ve iki gündür de halsiz bir şekilde dinlenmekteyim.

Hafta sonu yine kursum var Ankara'ya gideceğim. Bu sefer Hayriş'im de misafir olacağım. Dolayısıyla cumaya kadar iyileşmem gerekiyor. Hiç adetim olmasa da bu sefer ilaca başvurmam kaçınılmaz oldu.

Bu arada yolculuğa çıkacağımız gün cadı kızım fotoğraf makinemizi duvara fırlataraktan kırdığı için tatil fotoğrafları çekemedim. Arkadaşlarımdan  çektikleri fotoları alınca tatilin ayrıntılarını sizinle paylaşacağım. 

Şimdilik akan burnum ve sızlayan boğazımla yazabildikleim bu kadar.

Aman kendinize iyi bakın, sakın hastalanmayın...

23 Eylül 2010 Perşembe

NE ZOR İŞMİŞ ANNE VE BABA OLMAK!

Çocukken hatırlıyorum, sürekli sokakta oynardık biz. Öyle oyuncağımız falan da yoktu. Taştı topraktı, toptu bisikletti derken akşam olurdu. Anneciğim taa sekizinci kattaki küçücük evimizin penceresinden seslenirdi kardeşimle bana; 'hadi artık hava kararacak, babanızın eve geliş saati, çabuk eve...'

Ne çok eğlenirdik. Sokak arkadaşlarımızın çoğuyla hala görüşüyorum. Hepsi evlenip çoluğa çocuğa karıştı. Bir araya elince yaptığımız yaramazlıkları hatırlayıp saatlerce gülüyoruz.



Çocukluğumun geçtiği o evden sonra başka bir eve taşındık, sonra bir başkasına... Ama ben hala bütün rüyalarımı o evde görürüm, bir türlü kopamam o evden. Orada hep mutlu olmayı, çocuk olmayı hatırladığım içindir herhalde diye düşünürüm.

Şimdi bizim, o birkaç uyduruk ama çok kıymetli oyuncaklarımızla, arkadaşlarımızla, toz toprak içinde geçirdiğimiz çocukluğumuzu, kendi çocuklarımın yaşadığı çocuklukla kıyaslıyorum. Bize göre ne kadar çok imkan var ellerinde ama ne kadar da zor mutlu oluyorlar.



Bir kere neredeyse devamlı ya okulda ya evde dört duvar arasındalar. Öyle çok koruyup, sarıp sarmalıyoruz ki onları, arada bir parka götürdüğümüzde bir bahçeye çıkardığımızda nasıl oynayacaklarını bile bilmiyorlar. Bizim evimizin önünde trafiği yoğun bir cadde vardı, caddenin karşısında da pek tekin olmayan insanların da takıldığı bir park. Buna rağmen annelerimiz bizi sokağa salardı, hem de hava kararana kadar. Ben ise pek çok güvenlik önlemi alınmış ta olsa yalnız mümkün değil de, gözümün önünde bile rahatça salamıyorum çocuklarımı sokağa. Dünya mı daha güvensiz bir yer oldu yoksa biz mi daha güvensiziz???




Bir de sınırsız imkan sorunu var tabi. Sınırsız imkan ve sorun diyorum ne büyük tezat öyle değil mi? Maalesef en azından benim için öyle. Doğdukları andan itibaren ne isterse alınıyor artık çocuklara, hatta istemeden alınıyor. Sonuç; memnuniyetsizlik. Her oyuncak en fazla bir günlük ilgiyi hak ediyor sonrası oyuncak yığınına katılan eskilerden biri oluyor. 



Bir de teknolojinin sunduğu sınırsız imkanlar var: oyun konsolları, bilgisayar oyunları, iletişim siteleri, cep telefonları vs.

Yaşın ilerlemesiyle hayatımıza giren markalar var: ayakkabı şu marka olacak, montu bu markadan, çantası bilmem nereden....

Herkesin en azından bizim bütün bunlara maddi olarak yetişmemiz mümkün değil, ama yetişebileceklerimizin de ne kadarını almalıyız???

Geçtiğimiz bayramda çocuklarımızı bayram hediyesi olarak lunaparka götürdük. Fotoğraflarda da gördüğünüz gibi çok eğlendiler. 

Keşke hep lunaparkta eğlenecek, bu kadarıyla mutlu olacak kadar küçük en azından çocuk kalsalar, keşke....

Malum oğluşumdan ayrıyım ve onu çok özlüyorum bu aralar. Her sene onun için özel doğum günü hediyeleri düşünürüm ancak bu sene daha da ince eleyip sık dokuyorum. Onun için en mükemmelini bulmaya uğraşıyorum.

Bu yukarıda gördüğünüz koltuğun adı 'Sonic-chair' . Belki daha önce görmüş olanlarınız vardır. Ben teknolojik ürünler satan bir mağazada gördüm geçenlerde ve bayıldım. Bir kere müthiş bir tasarım, dışı deri, içi süet, müthiş rahat. İçine yerleştirilen aksesuarlarla müzik keyfi, dvd keyfi yapabiliyorsunuz. Notebook için özel aksesuarları bile var. Oğlum bayılır bu koltuğa diye düşündüm önce, sonra bilgisayar karşısında, odasına kapalı çok mu zaman geçirir diye endişelendim. Ben de kullanırım, onun kullanımını da sınırlandırırım dedim sonra. Ama fiyatını duyunca kendi kendime güldüm sadece.... Bir koltuk bu kadar para eder mi?


Sonra bu gördüğünüz alarmlı saat ve altta gördüğünüz dvd player ve televizyon.

Lightning McQueen TV & DVD Player

Her şey ne kadar güzel ve ne kadar pahalı... 

Çocuklarımıza paranın satın alabileceklerinin ne kadarını almalıyız?

Onları mutlu edelim derken ömür boyu tatminsizliğe sürüklememiz öyle olası ki.

Çocuk yetiştirmek zor iş, anne baba olmak çok zor....

Bütün anne babalara kolay gelsin...

25 Haziran 2010 Cuma

SHREK SONSUZA DEK MUTLU

Küçük kız kardeşimizi evde babasıyla bırakıp, anne oğul sinemaya gitmek bizim en büyük eğlencelerimizden. Bugün uzun zamandır beklediğimiz Shrek Son Bölümü seyretme fırsatı bulduk oğluşumla. Shrek dizisinin bütün filmlerini çok sevdik ve DVD sini edinip evde de pek çok kez izledik. Hala televizyondaki gösterimlerini bile kaçırmıyoruz. 

Ben kendi adıma filmdeki, görüntünün ardındaki güzelliği görebilme temasını ilk filmden beri çok tuttum. O kocaman çirkin devin, içindeki naiflik, sonsuz sevgi ve dostluk, sonra sihir etkisindeki Fiona'nın , gerçek aşkı Shrek'in öpücüğüyle sihirden kurtulunca insana değil deve dönüşmesi, hepsi etkili detaylardı.

Bu son filmin de bir mesajı var. Sahip olduklarının kıymeti kaybetmeden bilinmez. 

Düşünsenize bir sabah gözünüzü açtığınızda, monotonluğundan sıkıldığınız, gündelik işlerinden yıldığınız hayatınızın değiştiğini, özlemini duyduğunuz eski hayatınıza döndüğünüzü görüyorsunuz. Belki önce hoşunuza gider ama ya sonra, işin heyecanı geçtiğinde eminim hepimiz hayatımızı geri isteriz.

Shrek'in başına da böyle bir olay geliyor ve o da hayatının değerini farkediyor.

Daha fazla ayrıntı verip, seyretmeyenler için filmin tadını kaçırmayalım.

Oğlum tabi filmi benden farklı bir gözle izledi. 3D gösterimi, usta seslerin esprili seslendirmesi, komik sahneler onun daha çok ilgisini çekti ve kesinlikle çok eğlendi.

Çıkışta filmi beğendin mi dedim,

'Evet, süperdi!' dedi,

peki sence bu filmde ne anlatmak istemişler dedim,

' Bir baba ailesini asla bırakmamalı çünkü başka yerde mutlu olamaz' dedi.

Farklı bir açıdan da olsa sanırım ana fikri anlamıştı. Eğlenmesinin yanında filmin ana içeriğini de anlamış olması beni ayrıca mutlu etti.

Bence çocuklarla yapılacak güzel bir tatil aktivitesi. Şimdiden iyi seyirler...


14 Mayıs 2010 Cuma

HAYATIMIZIN BAŞHARFİ


Size de oluyormu bilmem, bazen herşey öyle üst üste gelip sıkıyorki insanı durdurun dünyayı inecek var diyesim geliyor.Bugün de öyle bir gündü, kızımın yaramazlığı üstündeydi.Akşam babamız geldiğinde artık kulaklarımdan dumanlar çıkıyordu. Neyse ki canım kocacığım tek bakışımla anlar halimi, çocukları toparlayıp parka götürdü. Böylece kendime zaman ayırıp biraz dinlendim. 

Bugün için ne yazacağımı düşünürken gözüme kızımın odasındaki 'E' harfi takıldı. 

'E' harfi eşim ve benim için hayatımızın başharfi, çünkü oğlumuzun da, kızımızın da adı 'E' ile başlıyor. O harfe bakarken daha ondört onbeş yaşında bir öğrenciyken EFE adında bir oğlum ve ECE adında bir kızım olsun diye hayaller kurduğumu hatırladım. 

Birden sabahtan beri gerilmiş olan bütün sinirlerim gevşedi. Ne kadar şanslı bir insan olduğumu, Yüce Rabbimin bana hayal ettiğim çocukları ve eşi bahşettiğini farkettim. 

Şükürler olsun...

Kızımın odasını süslemek için yaptığım 'E' harfini bu vesileyle sizinle paylaşmak istedim.

Önceden çıkardığım harfin kalıbıyla iki kat kumaş kesip etrafını diktim.Küçük bir boşluk bırakıp, oradan elyaf doldurdum. Harfin etrafına hazır dizilmiş boncukları geçirdim.



'E' harfi demişken bu da kızımıza hoşgeldin yazımız. Bu yazının altına da küçük harflerle isminin bütün harflerini aynı metodla yaptım.Altta yazan ne diyen çok oldu gerçi ama bence gayet anlaşılırdı. Hoşgeldin yazımız hala kızımızın odasının kapısında asılı. Kızımızın odasına gelenleri karşılıyor.


5 Nisan 2010 Pazartesi

KİRLENMEK GÜZELDİR


Çikolatalı kurabiyelerimi anlattığım yazımdaki resimlerde belki oğlumun kurabiyelere dalıp gittiğini farketmişsinizdir. Bütün çocuklar gibi bizimkiler de bayılıyor çikolatalı herşeye.
Kurabiyelerin bir kısmını onlar için çikolata kaplamadan ayırdım. Akşam yemeğinden sonra çikolatayı eritip kurabiyelerle önlerine koydum.İstedim ki diledikleri gibi yesinler. Gördüğünüz gibi epeyce kirli çamaşırımız ve bulaşığımız oldu. Ama kuzucuklarım öyle keyifle yediler ki kurabiyelerini, her türlü zahmete değdi.
Bu arada büyüyünce tasarımcı olmak isteyen oğlum kurabiyeleri tasarlamayı da ihmal etmedi.Sonra da afiyetle yedi.