yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ocak 2011 Pazartesi

EMEKSİZ YEMEK OLMAZ

Geçen sene bu zamanlar girdiğim sınavı kazandığımı ve devamında Ankara'da üç aylık bir kursa katılmam gerektiğini öğrenmiştim. Neredeyse bütün yıl bu kursla ilgili kaygılarımla geçti. Kayseri'de yaşayan evli, biri sekiz diğeri üç yaşında iki çocuk annesi bir kadın olarak benim için her şey çok zordu.

Uzun süren araştırmaların, fikir alışverişlerinin sonunda bu mesleğe sahip olmak için bu zahmetlere değeceğine karar verdik.

Blogumu takip edenler hatırlıyordur, Eylül ayında bir süreliğine Ankara'ya taşınmıştım. Her hafta Ankara'ya gidip gelmektense, üç ay Ankara'da yaşamayı düşünmüştük. Ancak oğluşumun okulu açılıp mecburen Kayseri'ye dönünce onun hasretine dayanamayıp sadece bir ay Ankara'da kalıp, biz de dönmüştük.

Araya giren bayram ve yılbaşı tatilleri sebebiyle uzayan kursum bu hafta sonu nihayet sona erdi.

Şükürler olsun, kazasız belasız, ufak tefek aksaklıklar dışında ciddi bir sorun yaşamadan kursumu tamamlamayı başardım.

Üç hafta sonra son bir sınava daha girip, başarılı olabilirsem nihayet mesleğimi yapmaya hak kazanmış olacağım.

Bunca yıllık yaşantımda öğrendiğim bir şey var ki emek vermeden kazanılan hiç bir şey keyif vermiyor insana.
Ben bu iş için çok emek verdim, çok fedakarlıklarda bulundum, çok yoruldum, çok para harcadım. Umarım bu son sınavı da geçip, çalışmaya başlar, emeklerimin karşılığını alırım.

Öncelikle bana bu mesleği nasip eden, bütün bu süreçte beni koruyan, kollayan, her türlü kazadan, beladan esirgeyen, Yüce Rabbim'e şükürler olsun dedikten sonra buradan bütün bu süreçte beni yalnız bırakmayan,  emek veren, yorulan, fedakarlık yapan bir kaç kişiye de teşekkür etmek istiyorum.

Benimle birlikte yollarda, otobüslerde, soğukta, yağmurda, karda perişan olan, desteğini eksik etmeyen, beni asla yalnız bırakmayan, bana hep inanan ve güvenen, sevgisiyle hayatımı sarmalayan can yoldaşım, hayatımın ışığı, biricik sevgilime, canım eşime,

ömrüm boyunca yaptığım her şeyde olduğu gibi bu süreçte de arkamda duran, bana inanan, maddi manevi desteklerini esirgemeyen, evlatlarımın sorumluluğunu yüklenen, bana yardımcı olmak için çok yorulan, iki çocuk annesi evli bir kadın olsam da anne ve babamın biricik kızları olduğumu bana devamlı hissettiren, sevgilerini, ilgilerini, emeklerini eksik etmeyen hayatımın pusulası canım anneme ve canım babama,

her hafta sonu anneannesi ve büyükbabasına emanet ettiğim, anne ve babalarından uzakta kalmakla gayet güzel başa çıkan canım kızım Ecesu'ya ve bu süreçte derslerini aksatmayıp, kardeşine de abilik yaptığı için kardeşinden daha çok oğluşum Efe'ye,

ve son olarak iki haftasonu beni evlerinde misafir eden, bana yardımcı olmak için ellerinden geleni yapan canım arkadaşım Hayriş'im ve sevgili eşi Halil'e,

çok çok çok teşekkürler ediyorum.

Bugünden itibaren üç hafta tam zamanlı ders çalışıyor olacağım. Son sınavımı da başarıyla geçip, bana yardım eden, benim için emek veren, bana destek veren herkese böylece teşekkür etmeyi umut ediyorum.

Herkese güzel bir hafta diliyorum.

22 Aralık 2010 Çarşamba

FENERBAHÇE SEVDASI UĞRUNA

Bu hafta sonu Ankara ziyaretimi eşimle birlikte yaptık. Gecenin bir vakti düştük yollara, sağ salim Ankara'ya ulaştık. 


Bu sefer yine ODTÜ'de konakladık. Kampüste olmak o kadar iyi geliyor ki insana. Her yer kıpır kıpır.


Kampüsün enerjisinden kopmayalım istedik, yemeğimizi orada yemeye karar verdik. 

Gençlerin üzerindeki giysilere dikkat !
ODTÜFEB , Odtülü Fenerbahçeliler !


Cumartesi gecesi Fenerbahçe'nin  maçı olduğu için digitürk yayını olan bir restoran seçtik. Pek çok Fenerbahçeliyle birlikte tezahüratlar eşliğinde güle oynaya yedik yemeğimizi. Bir futbol maçını ilk defa baştan sona izledim  sanırım. Ortamın heyecanına öyle bir kapılmışım ki , golle birlikte çığlıklar atıp, eşime sarılırken buldum kendimi. 

Maçtan sonra Ankara'nın ayazına rağmen romantik bir yürüyüş yaptık. Sadece bir günlük de olsa kendimizi üniversiteli iki aşık gibi hissetmek güzeldi.


Bu kadar keyifli bir akşamın gecesi maalesef eşimin karın ağrısıyla bölündü. Sanırım kendi kendimize nazar değdirdik. 

Karın ağrısını takip eden bulantıyla bütün geceyi banyoda geçirdi. Galiba maç seyrederken yediği kebap dokunmuştu.

Ertesi sabah daha da kötüleşince medikoya gitti. Gıda zehirlenmesi teşhisiyle ambulansla en yakın hastaneye sevkedildi. Bütün günü hastanede geçirdi. Serumlar, iğneler derken öğleden sonra bir parça düzeldi de evimize dönebildik. 

Mediko ambulans deyince eski bir anı canlandı gözümde. Bir gece Fatoş'um rahatsızlanmıştı da yurda ambulans çağırmıştık. Fatoş'un yanında ambulansa binmiştim o gün, hayatımda ilk kez. Sen de hatırladın mı Fatoş'um?  Ne günlerdi....

Dönüşte eve gelmeden hastanenin acilindeydik yine. Kan tahlili, iğne, ilaç derken gece yarısı döndük evimize. İki günlük ev istirahatinden ve ilaçlardan sonra bugün biraz daha iyi kocacığım. 

Böylece bir haftayı daha geri bıraktık. Darısı kalan haftalara....

2 Aralık 2010 Perşembe

GÖNÜL KOYDUM,HABERİNİZ OLSUN!

Sizlerle paylaştığım son yazımın üzerinden neredeyse bir hafta geçmiş. O yazıda çok hasta olduğumdan bahsetmiştim size. Buna rağmen bir tek asoshum dışında bir Allah'ın kulu geçmiş olsun demedi,  bir haftadır sesin çıkmıyor, nasılsın diye soran olmadı.

Zaten çok fazla yorum almadığım için, kendim yazıp kendim mi okuyorum acaba diye düşünüyorum sık sık. Bu son bir hafta bu düşüncelerimi doğrulamış oldu.

Canınız sağ olsun, siz okumasanız da, takmasanız da, merak etmeseniz de ben yazmaya devam edeceğim. Paylaşmasam da en azından kendi adıma, çocuklarım adına biriktirmek için.

Merak eden olmasa da ben anlatayım, hafta sonuna kadar ıhlamur, kuşburnu, limon, portakal ve de antibiyotik takviyesiyle bir parça iyileşip cuma gecesi Ankara'ya yola çıktım. Bütün gece uyumadan cumartesi sabah kursa katıldım.

Sağolsun Hayriş'im beni kurs çıkışı alıp evine götürdü. Hayriş'im, eşi Halil, cimcime kızı Zeyno ve şeker oğluşu İhsan'la çok güzel bir akşam geçirdik.

Misafirliğim ve canım arkadaşımla ilgili anlatacaklarımı bir sonraki yazıma erteliyorum.

Dediğim gibi gönül koydum, bugün yazmak gelmiyor içimden.

Bir de fotoğraf sorunumuz var tabi. Daha önce bahsetmiştim, kızım fotoğraf makinemizi duvara ataraktan kırmıştı. Bu sebeple foto ekleyemiyorum yazılarıma.

Geçen hafta sonunun yorgunluğunu henüz üzerimden atamamışken bu hafta sonu yine Ankara'ya gideceğim. 

Haftaya görüşmek üzere, hoşçakalın...

23 Kasım 2010 Salı

ADI TATİL AMA...

Ay dostlar sormayın bu ara bir aksiliktir eksik olmuyor başımda. Ne güzel şeyler paylaşıyorum sizlerle derken nazar değdirdim galiba kendi kendime. 

Bayram tatili şöyle uzun, hava böyle güzel derken hiç aklımızda yokken kandırdı bizi arkadaşlarımız. Bu bayram dizimi kırıp evde oturasım, dinlenesim vardı ama kısmette yolculuk varmış.

Biz dört aile, sekiz çocukla düştük yollara. Hava da gerçekten öyle bir güzeldi ki, yaz tatillerindeki sıcak ve  güneş problemi olmadığından bütün zamanı sahilde geçirdik.

Kasım ayında deniz bu kadar mı güzel olur ? Dalga yok, çarşaf gibi, kum ayak yakmıyor, tabi ki su biraz serin ama insan içine girince hemen alışıveriyor. 

Ben havanın güleryüzüne aldanıp kendimi fazlasıyla yaz moduna ayarlamış olacağım ki döneceğimiz günden önceki gece boğazım ağrımaya başladı. Yola çıktığımızda hapşuuularım da başlamıştı. Eve zor attım kendimi ve iki gündür de halsiz bir şekilde dinlenmekteyim.

Hafta sonu yine kursum var Ankara'ya gideceğim. Bu sefer Hayriş'im de misafir olacağım. Dolayısıyla cumaya kadar iyileşmem gerekiyor. Hiç adetim olmasa da bu sefer ilaca başvurmam kaçınılmaz oldu.

Bu arada yolculuğa çıkacağımız gün cadı kızım fotoğraf makinemizi duvara fırlataraktan kırdığı için tatil fotoğrafları çekemedim. Arkadaşlarımdan  çektikleri fotoları alınca tatilin ayrıntılarını sizinle paylaşacağım. 

Şimdilik akan burnum ve sızlayan boğazımla yazabildikleim bu kadar.

Aman kendinize iyi bakın, sakın hastalanmayın...